Çocuk ve adalet sistemi (ceza yargılamasında çocuk)

Özet

 

Bir çocuğun tutuklanması, alıkonulması veya hapsi, ancak en son başvurulacak bir önlem olarak düşünülüp, uygun olabilecek en kısa süre ile sınırlı tutulmalıdır. Ayrıca hiçbir çocuk yasadışı ya da keyfi biçimde özgürlüğünden yoksun bırakılmamalıdır. Bir çocuğun cezalandırılması ancak ve ancak yasada konulan amaç doğrultusunda ve çocuğun içinde barındırdığı masumiyeti ve çekilen acıyı daha fazla arttırmayacak şekilde gerçekleşmelidir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye’deki çocuk adalet sisteminin incelenmesidir.

 

  1. Suça Sürüklenen Çocuk (SSÇ) Kavramı

 

Çocuk, yasamın doğuştan ergenliğe kadar süren dönemini yaşayan varlıktır. Çocuk ergenlik çağından önceki birey olarak tanımlanır. Çocuk zihinsel, fiziksel ve ruhsal yönden tam bir olgunluğa erişmemiş toplumdaki rol ve görevlerini henüz öğrenmekte olan bakıma ve eğitime ihtiyacı olan varlıktır.

 

Suça sürüklenen çocuk kavramı ise, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 3’üncü maddesinde “Kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk” şeklinde tanımlanmıştır. Bu çocuklara “çocuklara özgü güvenlik tedbirleri” uygulanır. Soruşturma sırasındaki işlemlerini ise cumhuriyet savcılıklarında bulunan çocuk bürosu yürütür.

 

  1. Çocuğun ceza sorumluluğunun belirlenmesi

 

Çocuğun ceza sorumluluğunun belirlenmesi ile ilgili üçlü bir hukuki ayırım söz konusudur. Türk Ceza Kanunu’muza göre

12 yaşını doldurmamış çocukların, cezai sorumluluk bakımından kusurları bulunmadığı ve dolayısıyla cezai ehliyetlerinin olmadığı mutlak bir şekilde kabul edilmektedir.

12-15 yaş arasındaki çocukların fiili işlediği sırada on iki yasını doldurmuş olup da on beş yasını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu olmayacağı, ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı kabul edilirken,

15-18 Yaş Arasındaki Çocukların hareketini algılayabilme ve sonuçlarını kavrayabilme, hareketlerini bu doğrultuda yönlendirebilmeye sahip olup olmadığı araştırılmaksızın, sadece yeniden topluma kazandırma, yeni suçların işlenmesini engelleme amacıyla cezalarında belli indirimler yapılacağı kabul edilmektedir.

 

 

  1. Çocuk yargılamasına hakim olan ilkeler ve özel usuller

 

Mevzuatımızda HAGB kararlarına itirazı inceleyecek merciin hangi konularda inceleme yapabileceğinden bahsedilmemiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 03.02.2009 tarihinde verdiği kararı ile itiraz merciinin incelemesinin ancak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin nesnel şartların bulunup bulunmadığı ile sınırlı olduğunu kabul etmiştir. Bu karar uyarınca sınırlı olarak yapılacak denetimde, ilk bölümde saydığımız şartların yerine getirilip getirilmediğine bakılacaktır. Açıklanması geri bırakılan kararın esasına ilişkin hukuka aykırılıklar ise 5 yıllık denetim süresi sonunda davanın düşmesi kararı verildiğinde veya ertelenen hükmün açıklanması halinde temyiz kanun yolu ile incelenebilecektir. Uygulama, genel olarak söz konusu karar doğrultusunda gelişmiş ve itiraz mercilerince nesnel şartlar dışında inceleme yapılmamıştır.[1]

 

İtiraz kanun yoluna ilişkin öğretide[2] yapılan genel açıklamalara bakıldığında, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 271. maddesi uyarınca itiraz merciinin hukuki ve maddi bir inceleme yaparak başka bir deyişle esasa girerek itirazın kabulü veya reddi yönünde karar verebileceği genel kabul görmüştür. Bu nedenle, itiraz kanun yoluna tabi olduğu öngörülen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasında da itiraz merciinin incelemesinin esasa ilişkin olması gerektiği dile getirilmiş ve Yargıtay’ın bu uygulaması eleştiri konusu olmuştur.

 

Öğretide bir kısım görüş[3] ise, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının esasına dair konularda temyiz kanun yoluna başvurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu anlamda, mahkumiyet kararı dışında bir karar verilmesi gerektiğine, suçun sübutunun, unsurlarının oluşmadığına, noksan kovuşturma ile karar verildiğine ve suçun vasfı nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kapsamı dışında bir ceza verilmesi gerektiğine ilişkin hususların itiraz kanun yoluna değil temyiz kanun yoluna konu edilmesi gerektiği ifade edilmiştir.[4]

[1] ÇIĞLI, Halil, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararlarına İtiraz Ve İtiraz Merciinin Yetkileri, Taad, Yıl:5, Sayı:18

[2] ztürk, Bahri/Erdem, Mustafa Ruhan, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, B. 9, Ankara

2006, s. 703; Kunter, Nurullah/Yenisey, Feridun/Nuhoğlu, Ayşe, Muhakeme Hukuku

Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, B. 16, Ankara, 2008, s. 1401; Özbek, Veli Özer,

Ceza Muhakemesi Hukuku, B. 1, Ankara 2006, s. 704; Hakeri, Hakan/Ünver, Yener, Ceza

Muhakemesi Hukuku, B. 3, Ankara 2010, s. 756

[3] Aras, Bahaattin, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kurumu ve Uygulamadaki Sorunlar,

Terazi Aylık Hukuk Dergisi, Haziran 2008, s.83-4

[4] ÇIĞLI, Halil, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararlarına İtiraz Ve İtiraz Merciinin Yetkileri, Taad, Yıl:5, Sayı:18

 

Stj. Av. Kadir KESKİN